Sevgi D. Saybaşılı

Sevgi D. Saybaşılı

Atları daha görmeden seven, şehirde doğduğundan, ata sadece sünnet çocukları biner zannedip, 3 yaşında “ben de sünnet olacağım” diye ağlayan bir çocuktum. 10 yaşında ilk bindiğim at, benden başka kimseyi bindirmeyen, inatçı, aksi ve dünyalar güzeli bir beyaz anglo-arap atıydı. Koşmayı severdik bu yüzden aşağıdaki terk edilmiş, dikenli çalı bürümüş manejde ve denize uçurum toprak yollarda deliler gibi koşardık. Sonra da hep daha çok arazi binişlerini tercih ettim, doğada atla bütünleşmeyi daha keyifli buldum. Üniversite mezuniyetinden sonra kurumsal hayatta geçirilen 10 yılda da, binişlerim giderek seyrekleşse de, o özgürlük ve mutluluk duygusunu hiç unutmadım.

Kendimi, hayat şartlarına boyun eğmeyen, daha cesur davranabilen birisi olarak tanımlardım. Kurumsal hayata bir günde elveda deyip, çocukluğumdan beri gerçekleştirmenin ümidini içimde taşıdığım yazarlık hayalimin peşinden gitmiştim ne de olsa. TRT Radyo Tiyatrosu yarışmasını kazandım, tiyatro oyunları, senaryolar yazdım ve Karşılaştırmalı Edebiyat Yüksek Lisansı yaptım. Ancak hayat insanın kendisini kandırmasına çok da üzün süre izin vermiyor, aslında hala konfor alanımdaydım.

Her insan, olacağı şey her ne ise onun en iyisini olma potansiyelini içinde taşıyor bu hayatta. İnsanın özgün benliği, onu doğru yola çekmek için sürekli mesajlar gönderiyor. Anlamamakta direnenin vay haline…

Kızımın daha kırkı çıkmamiştı ki, kardeşimi kaybettim. Son yıllarda kendimi içinde rahat ve güvende hissettiğim bir düzene sokmuş, atlardan da uzaklaşmış, gerçek potansiyelimi hiç ortaya çıkarmadan usul usul yaşar olmuştum. Hala insanlara yardımcı olmak gibi “garip” bir dürtü duyuyordum; NLP eğitimleri, Yaşam koçluğu eğitimleri almıştım ama güvenli limanlardan bunu yapabileceğimi düşünüyordum ve tabii ki yanılıyordum. Marianne Williamson’un da dediği gibi;

“en derin korkumuz yetersiz olmamız değildir. En derin korkumuz ölçülemeyecek derecede güçlü olmamızdır. Bizi korkutan karanlığımız değil, ışığımızdır. … Küçük oynamamız dünyaya hizmet etmez. Diğer insanlar etrafınızda kendilerini güvende hissetsinler diye büzüşmekte aydınlatıcı hiçbir şey yoktur.”

Kardeşimin zamansız ölümü hayatta neleri ertelediğimi düşünmeye sevk etti beni ve iyileşmek için atlara döndüm. O sezeryanlı ve doğum kilolu halimle, yağmur, çamur, kar demeden yine gittim, hep gittim. Bir süre sonra atlarda değişik davranışlar gözlemlemeye başladım. Ahırlara girdiğimde belli bir at yanına çağırıyordu beni, bazen burunlarını, vücudumda ağrıdığını bile bilmediğim yerlere dokunduruyor, oraya yoğunlaşınca sıkışmış enerjinin serbest kalmasına yardımcı oluyorlardı. Bazen başlarını omzuma dayıyor, dakikalarca kıpırdamadan gözyaşlarımın dinmesini bekliyorlardı. Düşünce ve tavırlarımın onlarda nasıl davranış değişikliklerine neden olduğunu gözlemliyordum. Gönderdikleri mesajları dinliyordum, bazen bir resim, bazen bir his. Ve giderek iyileşiyordum. Tüm bunları bilinçli yaptıklarına kani olduğumda araştırmaya başladım, dünyada bir yerde atların bu şifa veren özellikleri insanlarca kullanılıyor mudur diye. Yurtdışında, özellikle Amerika’da 20-30 yıldan beri bu tarz çalışmalar yapıldığını öğrendim. Gittim, çeşitli eğitimler aldım. Gördüm ki benim için insanlara hayat yollarında yardımcı olmanın şekli atlarla yapılan koçluk ve eğitimlerden geçiyor.

Son üç yıldır, yaptığımız seanslarda birlikte öğreniyoruz, gelişiyoruz. Çoğunlukla ağlıyor, derin düşüncelere savruluyoruz. Ama en önemlisi ayrılırken daha güçlü, daha cesur, daha özgürleşmiş oluyoruz.

Hayalim, atların insanlara bu yöndeki faydasının ülkemizde de yaygın bir hale gelmesi ile bu muhteşem hayvanlara yeni bir yaşam alanının açılması. Aynı zamanda dileğim, bunun da kişisel gelişim ile ilgili diğer konularda olduğu gibi basitleştirilip, hızlı tüketime uyarlanıp, kirletilmemesi, sirk gösterisine dönmemesi. Bu çok güçlü aracın insanlarda yaratabileceklerinin sorumluluğunu taşıyabilecek, yetkin kişilerce yapılması. Böylece insanlar, atların gösterdiği yolda, yeni çağın gerektirdiği düşünce şekilleri ve davranış özellikleri ile donanıp iyileşecek ve gelişimlerine hız kazandırabilecekler.

“Ve biz kendi ışığımızın parlamasına izin verdikçe, farkına varmadan diğer insanlara da aynı şeyi yapmaları için izin veriyor oluruz. Kendi korkularımızdan sıyrılıp serbest kaldıkça, varlığımız otomatik olarak diğerlerini de serbest bırakır.”

 

Sevgi D. Saybaşılı - Eğitmen, Yazar, At Destekli Yaşam Koçu

Starseed Training & Consultancy eğitim ve danışmanlık şirketinin kurucu ortağı ve eğitmeni olarak kurumlara ve kişilere, kişisel gelişim temelli İletişim, Koçluk, Hikayecilik ve At Destekli Kişisel Gelişim ve Liderlik eğitim ve seminerleri veren Sevgi D. Saybaşılı, Tamer Dövücü’den aldığı NLP Practitioner ve Erickson Coaching International‘dan aldığı Yaşam Koçluğu ve Takım Koçluğu eğitimlerinin yanısıra kendi hayatında da deneyimlediği atların iyileştirici gücünden başka insanların da faydalanması amacıyla yurtdışına gitmiş ve Epona onaylı yaşam koçu Kathy Pike’tan Equine Experiential Learning & Coaching Facilitator eğitimi ile
 The Dance of Authenticity Through the Wisdom of the Horse eğitimlerini almış ve yine Epona ileri düzey onaylı eğitmeni Sharon Bringleson ile atlar ve enerji alanları üzerine Medicine Wheel çalışmalarına katılmıştır. Ardından, Tao of Equus ve Power of the Herd kitapları yazarı ve atlarla yapılan eğitim alanının öncülerinden Eponaquest kurucusu Linda Kohanov’dan Harnessing the Invisible: A Transformational Approach to Leadership, Innovation, and Authentic Community Building liderlik eğitimi ve The Power Behind Non-Violence – Horse Sense for Challenging Times atlarla gücün temsili eğitimleri almıştır. Sevgi, aynı zamanda Koçluk Platformu Derneği üyesidir.