Atlarla Koçluk Blog

Atlarla Koçluk Blog

Liderin Kim Olduğunu Göstermek (2. Bölüm)

Etiketler:, , , , , , , blog, Genel, News, timeline No comments
featured image

Dergimizin önceki sayısında yer alan yazının ilk bölümünde, atların, yanına gittiğimiz ilk anda bile hangimizin lider olacağını belirleme içgüdüsünden bahsetmiş ve atın bizi lider olarak kabul etmesinde güç gösterilerinin etkisinin olmadığını, aksine güven duygusunu zedelediğini, atın istekli işbirliğini sağlamanın önüne geçeceğini belirtmiştim.

Ne yapmamamız gerektiğini anladık, peki neleri yapmalıyız? İşte bu işin daha zor olan kısmıdır çünkü ‘yapmaktan’ çok ‘olmayı’ gerektiriyor. Atlar biz insanları anında okuyup değerlendirdiklerinden, karakter ve o anki ruh hali olarak da onların kabul edeceği bir lider olmamız gereklidir. Atın karşısında numara yapmak, mış gibi görünmek mümkün değildir. Duygu ve düşüncelerimizi enerji boyutunda okur ve beden dilimizle kıyaslarlar. Bu ikisi arasında bir tutarsızlık olması halinde bizi tanımlayamadıklarından, güven verici bir varlık olarak değil, tam tersi tehlikeli olarak algılarlar ve ya bizimle iletişime geçmekten kaçar ya da tamamen ilgisiz davranırlar.

Doğru İletişim

Psikologlar insanlar arasındaki iletişimin yanlızca %10’unun sözel olduğunu keşfetmişlerdir. Buna karşılık bizler gündelik hayatlarımızda bunun tam tersini uyguluyoruz. Sosyal yapı ve eğitim sistemlerimiz bizleri sadece kelimelere ve lineer düşünce yapısına güvenmeye, bedenlerimizle ve çevreyle olan ilişkimizi koparmaya ve söze dayanmayan o %90’lık kısımdan gelen bilgileri gözardı etmeye itiyor. Oysa atlar tam tersine iletişimlerinin neredeyse tamamını bu %90 ile gerçekleştiriyorlar. Yani bedensel ve duygusal mesajlara önem vererek. Onlarla doğru bir şekilde iletişime geçmek istiyorsak, bizim de beden dilinden iyi anlar hale gelmemiz – hem kendi duruşumuz, elimizi, başımızı tutuşumuz atlara ne ifade ediyor diye dikkat etmek, hem de onların bize gönderdiği beden dili sinyallerini yakalayabilmek – ve duyguları bir veri olarak değerlendirmeyi öğrenmiş olmamız gerekiyor. Arazi binişi yapanlar bu tarz bir deneyimi yaşamışlardır, mutlaka bir yerlerde atımızın aniden ürktüğü, korktuğu bir olay meydana gelmiştir. Böyle anlarda, biz de korkar ve bacaklarımızı sıkıp, nefesimiz hızlanmış veya nefesimizi tutmuş olarak kendimizi korumak için öne doğru kapanırsak, atımız bizden aldığı bu sinyallerle daha da çok korkacak ve onun da stres seviyesi artacaktır. Aksine kendimizi sakinleştirir, nefesimizi yavaşlatır ve oturuşumuzu daha rahat kılarsak, o da sakinleşecektir. Aynı şekilde, örneğin engele doğru giderken, beklentilerimiz, kafamızda neler olabileceğine dair düşüncelerimiz bile biz fark etmesek de vücut dilimize yansır ve atımız tarafından algılanarak kendini gerçekleştiren kehanete dönüşür. Dolayısıyla atla doğru iletişim önce kendi duygularımızın farkında olmak, bedenimizin onları yansıtmasına izin vermek – ki böylece bizim tutarlı olduğumuzu düşünsün – sonra da onun bize bedeniyle söylemek istediklerini fark etmek ile olur.

Duygularımızı tam olarak anlamak hatta kendimize o duyguyu hissediyor olmak için izin vermek çok da kolay bir şey değildir. Ancak atlar siz farkında olmasanız bile en derinlerdeki duygularınızı bile kolayca anlar ve size geri yansıtırlar. Atlarla koçluk seanslarında, danışanların kendilerinden bile gizledikleri duyguları, yardımcı olan ata bakarak anlarım her zaman. Danışanlar da gerçeği bu yargılamayan hayvandan ‘duyduklarında’ kabullenmeye çok daha açık olurlar. Duygularımız hakkındaki gerçeklere biz de kendimize karşı daha dürüst olarak, duygusal farkındalığımızı arttırarak ulaşabiliriz.

Doğru Tutum

1980’lerden beri atlarla liderlik çalışmaları yapan Ariana Strozzi “Horse Sense for the Leader Within” kitabında atın lider olarak kabul edeceği bir insanın nasıl olması gerektiğini şöyle tarif eder: odaklanmış, kendine güvenli, kelimelere ihtiyaç duymadan sadece varlığı ile ‘bu yönde ilerleyeceğiz, yaptığımız şey önemli ve günün sonunda başarılı olacağız’ diyerek vizyonunu paylaşan, kendisini sorgulamayan, becerip becermediği konusunda veya başkalarının onun hakkında ne düşüneceği konusunda endişelenmeyen. Doğru liderlik tutumunun çok güzel bir tanımıdır bu. Burada öne çıkan, atımızla ne yapacağımız, neyi, ne amaçla başaracağımız konusunda net bir fikre ve vizyona sahip olmamız ve hedefimiz doğrultusunda ilerlerken, sosyal benliğimizin değil özgün benliğimizin bizi yönlendirmesine izin veriyor olmamızdır. Sosyal benliğimiz -meli -malı diye konuşur, başkalarının ne düşündüğünü veya bir şeyleri yapmanın kalıplaşmış şekillerini önemser. Sosyal benlik değişimden korkar, kendi kıstlılıklarını gizlemek hatta kendisini aslında olmadığı birisi olarak göstermek hevesindedir. Bir at için bu kesinlikle bir liderin tutumu ve özellikleri olarak kabul görmez. Özgün benlik ise andadır, kafasında, geçmişteki hatalarda veya gelecekteki olası başarısızlıklarda değilidir. O an atı ve kendisi için ne gerektiğine bakar, kendisi hakkındaki yargıları değil, atının ona verdiği mesajları önemser. Açık fikirlidir, yeniliklerden ve değişimden korkmaz.

Elbette bu şekilde kendimizi geliştirmemiz çok daha zordur, kendimize karşı dürüst olmamızı, zihinsel engelleyici kalıplarımızdan ve sosyal şartlanmalarımızdan kurtulmamızı gerektirir. Açık fikirli ve şefkatli, anlayışlı bir bakış açısı geliştirmemizi gerektirir. Atlarla çalışmalarımızda, önemli ve anlamlı bulduğumuz bir hedefimizin olmasını gerektirir. Kendine güvenli ve korkularının üstesinden gelmiş birisi olmamızı gerektirir. Yani gerçek bir lider olmamızı gerektirir. Ama zaten mesele de budur, atlar her zaman bizleri olabileceğimizin en iyisi olmamız için yönlendirirler.

About Sevgi D.S.

Related Posts

Add your comment