1. Atım Beni Seviyor mu?

    featured image

    Değişim korkutur. Yenilik korkutur. Korku, benim için, daha önce hiç gitmediğim bir arazi yolunda, daha önce hiç binmediğim bir atla ilerlemektir. Ne zaman ki değişmememin verdiği rahatsızlık, bilinmeyene atılmanın korkusuna galip gelir, o zaman değişiriz. Korktuğumuz için o yolda o ata binmezsek, yeninin getireceği güzellikleri, kazandıracağı bakış açılarını, öğreteceği yeni yetenek ve bilgelikleri kendimize ve hayatımıza katma şansını kaybederiz.

    Akışta olan korku, bize sezgisellik ve içgörümüzü geliştirme fırsatı verir. Farkındalığımızı arttırır, enerjimizi odaklar. Mesajları bastırılmak yerine dinlenen korku, bize “Dur!” der. “Yavaşla, dinle, etrafında olan bitenin farkına var, değiştir, vazgeç…”

    Atla yaptığımız koçluk seanslarında, çoğunlukla ilk defa bir atla yan yana gelen insanlar için o at, korkularının cisimleşmiş hali oluyor. Ancak atın serbestçe dolaştığı o alana girmelerini sağlamanın yolu asla onları deneyime zorlamak, akıl vermek, rasyonalize etmek veya acımaktan geçmiyor. Yapılması gereken, korkunun, bedenlerindeki yerini buldurup, verdiği mesajı algılamalarını ve yüksek sesle dile getirmelerini sağlamak.

    Oysa duygularımızın sesini bastırmaya o denli alışmışız ki. Küçüklüğümüzden itibaren bize dayatılan bu; akıl ve mantığın duygulardan ve dürtülerden üstün olması gerektiği, onları bastırması, dizginlemesi gerektiği. Bu yüzdendir işte, atın üstündeki binici imajının, günümüzde pek çok insan için, hayvansal dürtülere hükmeden aklın ve rasyonelliğin gücü gibi algılanması. Oysa bu yargı da, diğer pek çokları gibi, içinde yaşadığımız kültürün, hakim düşünce ve bakış açılarının bizi etkilemesiyle ortaya çıkmıştır. Özgün değildir, dış etkilerden bağımsız, özgürce deneyimleme ve deneyimimizi anlamlandırma fırsatı bulsak, çıkaracağımız sonuçlar, edineceğimiz yargılar bunlar değildir. Yerleşik olanın iyi, doğru ve medeni; göçebe olanın kötü, yanlış, barbar olarak nitelendirilmesi mesela. Yırtıcı, avcı olanın güçlü; kırılgan, av olanın zayıf olarak nitelendirilmesi mesela. İnsan ve erkeğin yetenekli, makul, ahlaklı; doğa ve kadının cahil, içgüdüsel ve ahlaksız olarak nitelendirilmesi. Mesela. Liste uzar gider. Ancak bu yargılar, küçük boyutta bizi, kimliğimizi şekillendirir; çocuklarımıza, sevdiklerimize davranışımızdan, hangi mesleği seçtiğimize, kiminle evlendiğimizden, yetenek ve enerjimizi neye yönelttiğimize, ne tür evlerde yaşamayı seçtiğimizden, kime oy verdiğimize kadar. Daha üst bir boyutta ise, içinde yaşadığımız toplumu ve sonunda dünyayı şekillendirir.

    Her zaman, atların biz insanları bilinçli bir şekilde geliştirmeye çalıştıklarını düşündüm, örneklerini her gün tekrar tekrar görüyor ve yaşıyorum. Ancak her gün, bizim onlardan öğrenmemizin önündeki engelleri de görüyor ve yaşıyorum. Temelinde her zaman dış kaynaklı yargılarımızın bizi yönlendirdiği düşünce şekilleri ve ifade edilmeyen korkular yatıyor. Sizce hangisi daha özenilir bir tablodur, ata binmekten korktuğunu ifade ede ede atın üstüne çıkan amatör bir binici mi, ayağında mahmuzu, elinde kamçısı, boynunda martingal, burnunda zincir burunsalığı olan atına gösterişle binen tecrübeli binici mi? Cevabı cesaretin ifadesinde yatar. Cesaret, kontrolün minimuma indiği yerde var olabilir, yeniye, bilinmeyene duyulan güvende var olabilir. Yıllar önce tanık olduğum bir olay bu konudaki en güzel dersi verir; nispeten büyükçe bir poniye binen bir çocuğun, atın huysuzlanıp tabiri caizse “oynadığı” bir andan sonra kendisine binmeye devam etmek isteyip istemediği sorulduğunda verdiği cevapta gizlidir. Biraz sarsılmış olan çocuk dönüp hocasına “Atım beni seviyor, değil mi?” diye sormuştu. “Tabii ki seviyor, sevmez mi” cevabını alınca da güvenle gülümseyip devam etmişti.

    Hiç bir yetişkin biniciden duyamayacağımız bir soru bu. Peki, bizler ne zaman “beni seviyorsa, güvendeyim” diye düşünmekten, “kontrol altına alabiliyorsam güvendeyim” diye düşünmeye geçiyoruz? Hayat yolculuğumuzda hangi ara kendimizi tutkularımızın akışına bırakmaktan, içgüdülerimize güvenmekten, duygularımızı özgürce hissetmekten vazgeçiyoruz? Orijininde atın son derece hızlı koşmasını, galopunu ifade eden sözcüğün (random), geçen yüzyıllar içinde, ‘belli bir amaç veya nedeni olmayan’ı ifade eden sözcük haline gelmesi gibi, ne zaman dizginlenmemiş tutkunun, kalbin sesinin bizi hedefimize götürecek esas şey olduğu anlayışını terk ediyoruz?

    Linda Kohanov’un bir sözüdür; “Kendi kalbini ve ruhunu sürekli boyun eğmeye zorlayan bir zihnin, başkalarına da farklı davranmasını beklemeyin.” der, dominantlıktan öteye geçemeyen bir liderlik gösterisinden bahsederken. Nasıl ki sürekli domine ettiğimiz, kontrol ettiğimiz bir at, giderek güvenilmez ve binmesi tehlikeli hale gelirse, duygularımız da, en ufak bir beklenmedik durumda bizi üzerinden atan at gibi, güvenilmez olur bastırılınca. Bir atla mükemmel uyumu sağlayabilmek dünyanın en tatmin edici ve mutluluk verici durumlarından birisidir ve ancak karşılıklı sevgi ve güvenle mümkün hale gelebilir. Sevgi ve güven ise ancak kalbimizi bilinmeyene, zihnimizi yeniliklere açtığımızda ve duygularımızın, içgüdülerimizin sesini dinlediğimizde vücut bulur.

    www.binatli.net

  2. Liderin Kim Olduğunu Göstermek (2. Bölüm)

    featured image

    Dergimizin önceki sayısında yer alan yazının ilk bölümünde, atların, yanına gittiğimiz ilk anda bile hangimizin lider olacağını belirleme içgüdüsünden bahsetmiş ve atın bizi lider olarak kabul etmesinde güç gösterilerinin etkisinin olmadığını, aksine güven duygusunu zedelediğini, atın istekli işbirliğini sağlamanın önüne geçeceğini belirtmiştim.

    Ne yapmamamız gerektiğini anladık, peki neleri yapmalıyız? İşte bu işin daha zor olan kısmıdır çünkü ‘yapmaktan’ çok ‘olmayı’ gerektiriyor. Atlar biz insanları anında okuyup değerlendirdiklerinden, karakter ve o anki ruh hali olarak da onların kabul edeceği bir lider olmamız gereklidir. Atın karşısında numara yapmak, mış gibi görünmek mümkün değildir. Duygu ve düşüncelerimizi enerji boyutunda okur ve beden dilimizle kıyaslarlar. Bu ikisi arasında bir tutarsızlık olması halinde bizi tanımlayamadıklarından, güven verici bir varlık olarak değil, tam tersi tehlikeli olarak algılarlar ve ya bizimle iletişime geçmekten kaçar ya da tamamen ilgisiz davranırlar.

    Doğru İletişim

    Psikologlar insanlar arasındaki iletişimin yanlızca %10’unun sözel olduğunu keşfetmişlerdir. Buna karşılık bizler gündelik hayatlarımızda bunun tam tersini uyguluyoruz. Sosyal yapı ve eğitim sistemlerimiz bizleri sadece kelimelere ve lineer düşünce yapısına güvenmeye, bedenlerimizle ve çevreyle olan ilişkimizi koparmaya ve söze dayanmayan o %90’lık kısımdan gelen bilgileri gözardı etmeye itiyor. Oysa atlar tam tersine iletişimlerinin neredeyse tamamını bu %90 ile gerçekleştiriyorlar. Yani bedensel ve duygusal mesajlara önem vererek. Onlarla doğru bir şekilde iletişime geçmek istiyorsak, bizim de beden dilinden iyi anlar hale gelmemiz – hem kendi duruşumuz, elimizi, başımızı tutuşumuz atlara ne ifade ediyor diye dikkat etmek, hem de onların bize gönderdiği beden dili sinyallerini yakalayabilmek – ve duyguları bir veri olarak değerlendirmeyi öğrenmiş olmamız gerekiyor. Arazi binişi yapanlar bu tarz bir deneyimi yaşamışlardır, mutlaka bir yerlerde atımızın aniden ürktüğü, korktuğu bir olay meydana gelmiştir. Böyle anlarda, biz de korkar ve bacaklarımızı sıkıp, nefesimiz hızlanmış veya nefesimizi tutmuş olarak kendimizi korumak için öne doğru kapanırsak, atımız bizden aldığı bu sinyallerle daha da çok korkacak ve onun da stres seviyesi artacaktır. Aksine kendimizi sakinleştirir, nefesimizi yavaşlatır ve oturuşumuzu daha rahat kılarsak, o da sakinleşecektir. Aynı şekilde, örneğin engele doğru giderken, beklentilerimiz, kafamızda neler olabileceğine dair düşüncelerimiz bile biz fark etmesek de vücut dilimize yansır ve atımız tarafından algılanarak kendini gerçekleştiren kehanete dönüşür. Dolayısıyla atla doğru iletişim önce kendi duygularımızın farkında olmak, bedenimizin onları yansıtmasına izin vermek – ki böylece bizim tutarlı olduğumuzu düşünsün – sonra da onun bize bedeniyle söylemek istediklerini fark etmek ile olur.

    Duygularımızı tam olarak anlamak hatta kendimize o duyguyu hissediyor olmak için izin vermek çok da kolay bir şey değildir. Ancak atlar siz farkında olmasanız bile en derinlerdeki duygularınızı bile kolayca anlar ve size geri yansıtırlar. Atlarla koçluk seanslarında, danışanların kendilerinden bile gizledikleri duyguları, yardımcı olan ata bakarak anlarım her zaman. Danışanlar da gerçeği bu yargılamayan hayvandan ‘duyduklarında’ kabullenmeye çok daha açık olurlar. Duygularımız hakkındaki gerçeklere biz de kendimize karşı daha dürüst olarak, duygusal farkındalığımızı arttırarak ulaşabiliriz.

    Doğru Tutum

    1980’lerden beri atlarla liderlik çalışmaları yapan Ariana Strozzi “Horse Sense for the Leader Within” kitabında atın lider olarak kabul edeceği bir insanın nasıl olması gerektiğini şöyle tarif eder: odaklanmış, kendine güvenli, kelimelere ihtiyaç duymadan sadece varlığı ile ‘bu yönde ilerleyeceğiz, yaptığımız şey önemli ve günün sonunda başarılı olacağız’ diyerek vizyonunu paylaşan, kendisini sorgulamayan, becerip becermediği konusunda veya başkalarının onun hakkında ne düşüneceği konusunda endişelenmeyen. Doğru liderlik tutumunun çok güzel bir tanımıdır bu. Burada öne çıkan, atımızla ne yapacağımız, neyi, ne amaçla başaracağımız konusunda net bir fikre ve vizyona sahip olmamız ve hedefimiz doğrultusunda ilerlerken, sosyal benliğimizin değil özgün benliğimizin bizi yönlendirmesine izin veriyor olmamızdır. Sosyal benliğimiz -meli -malı diye konuşur, başkalarının ne düşündüğünü veya bir şeyleri yapmanın kalıplaşmış şekillerini önemser. Sosyal benlik değişimden korkar, kendi kıstlılıklarını gizlemek hatta kendisini aslında olmadığı birisi olarak göstermek hevesindedir. Bir at için bu kesinlikle bir liderin tutumu ve özellikleri olarak kabul görmez. Özgün benlik ise andadır, kafasında, geçmişteki hatalarda veya gelecekteki olası başarısızlıklarda değilidir. O an atı ve kendisi için ne gerektiğine bakar, kendisi hakkındaki yargıları değil, atının ona verdiği mesajları önemser. Açık fikirlidir, yeniliklerden ve değişimden korkmaz.

    Elbette bu şekilde kendimizi geliştirmemiz çok daha zordur, kendimize karşı dürüst olmamızı, zihinsel engelleyici kalıplarımızdan ve sosyal şartlanmalarımızdan kurtulmamızı gerektirir. Açık fikirli ve şefkatli, anlayışlı bir bakış açısı geliştirmemizi gerektirir. Atlarla çalışmalarımızda, önemli ve anlamlı bulduğumuz bir hedefimizin olmasını gerektirir. Kendine güvenli ve korkularının üstesinden gelmiş birisi olmamızı gerektirir. Yani gerçek bir lider olmamızı gerektirir. Ama zaten mesele de budur, atlar her zaman bizleri olabileceğimizin en iyisi olmamız için yönlendirirler.

  3. Dogru Sorular

    featured image

    ‘Think harmony with horses (Atlarla uyumu düşünün)’ kitabında Ray Hunt, “Atı anlamak için kendi üstünde çalışman gerektiğini göreceksin.” der. Aslında dünyadaki her şeyi anlamak için kendimize bakmalı, kendi farkındalığımızı geliştirmeliyiz çünkü içerisi nasılsa dışarısı da öyledir ama günlük hayatımızın pek çok alanında içeriyi hesaba katmadan pekala da yaşayıp gidebiliyoruz. Ancak atlarla çalışırken başka şansımız yoktur, çünkü onlar bizimle ilişkilerinde tamamen bizi aynalar. Dolayısıyla, hangi alanda olursa olsun, atlarla çalışırken sorulacak ilk soru “Nasıl daha iyi bir atçı/binici olurum?” değildir. Doğru soru; “Nasıl daha iyi bir insan olurum?”dur. DevamınıOku

  4. Liderin Kim Olduğunu Göstermek (1.Bölüm)

    featured image

    Liderlik atların biz insanlara öğrettiği şeylerin en başında gelir. Bir atla yanyana geldiğimiz anda, at birlikte bir sürü oluşturduğumuzu var sayar ve hangimizin lider olduğunu tanımlamaya çalışır. Avlanan bir hayvan olarak, hayat güvenliğini sağlayan sürünün gücünü buradan aldığını bilir. Peki bizim mi yoksa kendisinin mi lider olduğuna nasıl karar verir? DevamınıOku

  5. Bir Şifacı ve Öğretmen Olarak At

    featured image

    Hayatta pek çok iniş, çıkş ve dönüş vardır ancak sen, çok özel bir öğretmenle, son derece yetkin ve çok tavsiye edilen bir öğretmenle bir şifa süreci geçireceksin. DevamınıOku

  6. Öğrenilmiş Çaresizlikler

    featured image

    İnsanların hayvanlardan öğrenebileceği çok şey olduğunu düşünen birisi olarak, aramızdaki farklılıklar hep çok ilginç gelir bana. Kendi kendisinden şüphe eden hiç bir hayvan yoktur mesela.Veya bir an için bile olsa kendisine acıyan, acımakla vakit kaybeden. Biz insanlar da bu davranış alışkanlıklarına sahip olarak doğmuyoruz aslında ama daha adımızı bile söyleyemezken kendimizden şüphe etmeyi öğrenmiş oluyoruz. DevamınıOku

  7. Atlar gibi Olmak

    featured image

    Atlar, biz insanları iyileştirir, daha yüksek bilinç seviyelerine ulaşmamıza yardımcı olurlar. Dünyayla, diğer insanlarla, doğayla, içimizdeki özgün benliklerimizle nasıl doğru iletişim kuracağımızı öğretirler. Varolmanın daha üstün, daha farkında, daha huzurlu ve evrenle daha uyumlu halini yaşar ve bizlere de bu yönde model olurlar.

    Ve atlar tüm bunları sadece oldukları gibi olarak başarırlar. Ve bizim de tüm bunlara ulaşmak için “atlar gibi” olmamız gerekir. DevamınıOku